27 Şubat 2025 Perşembe

Rekabet

(...) Bu noktada anne baba, terapist ve eğitimcinin üçünü de ilgilendiren rekabet meselesine değinmek gerekir. Rekabet, yalnızca haset ve kıskançlıkla veya Oidipal çatışma ile bağlantılı ruhsal bir öğe değildir. Kökeni, bütün canlı türlerini ilgilendiren yaşam içgüdüsüne dayanır: çoğunlukla yiyecek ve üreme hakkını barındıran yaşam alanı için aynı türden ve diğer bütün canlılarla ilişkide kendini ortaya koyar. Bu niteliği ile sosyalleşmenin tersi yönde bir eğilimdir. Ehlileşmesi ve sosyalleşmiş olması insanın biyolojik eğiliminin ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Kültür, öznenin kendi arzusundan vazgeçmesini, Ötekinin arzu ve talebini tanımasını, üstlenmesini, payına düşenle yetinmesini talep ederken, yaşam içgüdüsü ise bencilce rekabet etmeyi dayatır. 

Psikanalitik kuramları temel alarak çalışan terapistler, acıları nedeniyle yardım için başvurmuş olan her yaştan öznenin, bilinçdışıyla tanıştırılma girişimlerine, edilgen konumu reddederek ve rekabet ederek karşılık vereceğini bilir. Eğitimci, onu daha donanımlı kılacağına inanılan bilgileri verdiği öğrencinin şevkle karşılık vermediğini deneyimler. Anne babalar, onların iyiliği ve onları korumak için söyledikleri ve yaptıkları birçok şeyin çocukları tarafından reddedilişine öfke ve şaşkınlıkla tanık olurlar. İnsanın uygarlaşma sürecinin mirası ona edilgenliği dayatırken, içgüdüleri her zaman ve her yerde etkin olup mücadele ve rekabet etmesini söyler. İnsan ilişkilerinde sınır konusu üzerinde düşünürken, birbirine zıt bu iki gücü birlikte hesaba katmak gerekir. Çocuğun girdiği sınavlarda, spor, sanat gibi uğraşlarda diğer çocuklarla rekabet etmesini isteyen anne baba, onun, anne babasının arzu ve talepleriyle de rekabet etme gereksinimi olduğunu unuttuğunda, hayal kırıklıkları ve mutsuzluklar kaçınılmazdır. 

• Sezai Halifeoğlu, Arzuların Karşılaşma Alanı Olarak Sınır