15 Ekim 2021 Cuma

İşler Daha mı Kötüye Gidiyor?

Dünya geneline dair tahminlere göre 3,2 milyar insanın yani dünya nüfusunun yüzde 45'inin cep telefonu var. Küresel yayılmaya dair bu kanıtın ve artık bu cihazları çanta ve ceplerimizde taşıyor olmamızın ötesinde, yeni dijital mecralar da sürekli daldan dala atlamayı kolaylaştırıyor. (...)

Çoğumuzun aynı anda birden çok dijital mecra ile meşgul olma eğiliminin giderek arttığı belgelerle gösterilebilecek kadar açık. Örneğin Dr. Rosen'ın laboratuvarında yapılan bir çalışmada, tipik bir ergen ya da yetişkinin aynı anda altı ila yedi farklı dijital mecrayı idare edebileceğine inandığı görüldü. Diğer araştırmalar ise nüfusun yüzde 95'inin her gün aynı anda birden çok dijital mecra kullandığını, günün yaklaşık üçte birini kaplayan bir zamanda bu ortamlarda aktif olduğunu gösteriyor. 


Dahası, bu teknolojik yeniliklere bir de toplumsal beklentilerdeki değişimler ekleniyor, öyle ki artık yıldırım hızıyla yanıt ve daimi bir üretkenlik talep ediyoruz. Yapılan birçok araştırmada Amerikalı yetişkin ve ergenlerin uyanık oldukları saatlerde günde 150 kez ya da her 6-7 dakikada bir telefonlarını kontrol ettikleri görüldü. İngiltere'de yapılan benzer araştırmalarda yetişkinlerin yarısından çoğunun ve ergenlik çağındakilerin üçte ikisinin telefonlarına bakmadan 1 saat bile geçiremedikleri ortaya çıktı. ABD'deki her 4 akıllı telefon kullanıcısından 3'ü telefonlarını hemen ellerinin altında bulamazlarsa paniğe kapılıyor, yarısı sabah uyanır uyanmaz ilk iş telefonlarına bakıyor, her 3 kişiden 1'i tuvaletteyken telefonuyla meşgul oluyor ve her 10 kullanıcıdan 3'ü başkalarıyla yemek sofrasındayken telefonuna bakıyor. 

Sürekli erişilirlik, davetsiz bildirimler, daldan dala atlamayı kolaylaştıran özellikler ve beklentilerin yaygın bir şekilde değişmesi, içinde bulunduğumuz ikilemi daha çıkışsız ve kalıcı hale getiriyor. Öyle ki modern teknoloji dünyasının bu harikaları, bizi şimdiye kadar yaşadığımızdan daha ciddi ölçüde hedeflerimizden saptırıyor. Bu toplumsal eğilimin bedeli olarak bazılarımızın kırılgan bilişsel becerileri hızla kırılma noktasına geliyor olsa da durum değişmiyor ve tüm göstergeler sorunun daha da tırmanacağına işaret ediyor. Bazı açılardan daha aydınlanmış bir zamanda yaşadığımız düşünülürse de, bu alandaki davranışlarımız hedeflerimize ulaşma çabamızın doğasına yani insanlığın son derece temel bir özelliğine tamamen ters düşüyormuş gibi görünüyor. 

- Adam Gazzaley, Larry D. Rosen, Dağınık Zihin 

14 Ekim 2021 Perşembe

İrrasyoneli Anlamak

Rasyonellik anlaşılmadan irrasyonellik anlaşılamaz. O halde öncelikle rasyonelliğin ne olduğunu sormak gerekiyor. 

Rasyonellik iki şekilde ortaya çıkar: Verilen bilgilere dayanarak en doğru olabilecek sonuca ulaşmaya çalışmak bir rasyonel düşünme çabasıdır. Rasyonel kararlar daha karmaşıktır, zira bir kararın doğruluğu ancak kararın amacı biliniyorsa değerlendirilebilir.



Rasyonel bir eylem, kişinin bilgisiyle birlikte anlam kazanan ve amacına ulaşıp ulaşmamasıyla anlaşılan bir eylemdir. Kişinin ne bildiği çok önemlidir, mesela astronomi konusunda iyi kötü bir şeyler bilen birinin aya gitmeye niyetlenip ağaca çıkması ahmakça bulunabilir, ama bunun yanı sıra davranışı bir çocuk gerçekleştirseydi son derece rasyonel bulunabilirdi. 

Bu nedenle irrasyonelliği cehaletten ayırmak da çok önemlidir. Cehalet daha genel bir kavramdır. 1976'da Amerikalıların %40'ı İsrail'in bir Arap ülkesi olduğunu sanırken, bugün üç yaşındaki İngiliz çocukların üçte biri Güneş'in Dünyanın çevresinde döndüğünü sanıyor.

Rasyonel karar almanın, kişinin ne bildiğine bağlı olduğunu daha önce vurgulamıştım. Bir ilavede daha bulunayım: Eğer biri bir konuda bilgisinin yetersiz olduğunu düşünüyorsa, o konuda verilecek önemli bir karar arifesinde daha fazla araştırma yapması rasyoneldir. İnsanlar böyle durumlarda genelde irrasyonel bir yol tutarak sadece kendi mevcut inançlarını destekleyecek deliller ararlar. 

- Stuart Sutherland, İrrasyonel

13 Ekim 2021 Çarşamba

Amigdalayı Evcilleştirmek

Bir grup araştırmacı Pasadena'daki California Teknoloji Enstitüsü'ndeki (Caltech) lisans öğrencileri üzerinde bir deney yaptılar. Beşerli gruplar halinde öğrencileri lablara aldılar. Albert, Robert, Marie, Laurie, William IQ testine tabi tutuldular. Grubun ortalama IQ skoru 126 çıktı, ki genel nüfusun ortalama skoru 100 olduğu düşünülürse müthiş bir sonuç bu. Birkaç hafta sonra aynı öğrenciler tekrar testi çözmeye geldiler. Bu sefer deney prosedürü biraz farklıydı.



Yine bir IQ testine tabi tutulacaklar ancak bu defa puanlarını ve gruptaki sıralamalarını gerçek zamanlı görebileceklerdir. Hem rezil olma korkusu hem de gerçek zamanlı izlenebilen rekabetin stresi öğrencilerin rahat düşünebilme yeteneklerine müdahale etti. 

Albert ve Laruie bir süre sonra kaygılarından sıyrılmayı ve teste odaklanmayı başardılar. Hatta diğerlerinden daha başarılı olmaya kısa sürede motive oldular ve test sonuçlandığında gerçekten de skorları diğerlerine nazaran yüksek oldu. Öte yandan diğer öğrenciler toparlanamadılar ve daha önceki skorlarından daha düşük bir skorla testten ayrıldılar. 

Albert ve Laruie'nin diğerlerinden farklı tepki verebilmelerinin nedenlerine baktı araştırmacılar. Sonuçlar, iki beyin yapısından faaliyetlerin kritik rol oynadığını gösterdi: amigdala ve frontal lob

Amigdala korku gibi duyguları ya da sosyal sinyalleri işlemede önemli bir derin-beyin yapısıdır. Frontal lob ise başta planlama, yüksek bilişsel etkinlikler ve duyguların kontrolü olmak üzere pek çok işlevin merkezidirler ve kritik önemdedir. 

Test başladığında beşinin de amigdala aktivitesi oldukça yüksekti. Ancak bir süre sonra Albert ve Laruie'nin amigdala aktiviteleri hızla düşerken frontal lob aktiviteleri yükselmişti. Muhtemelen korkularını bilişsel olarak bastırarak ellerindeki işe odaklanabilmişlerdi. Buna karşın, gruptaki diğer öğrencilerin amigdala aktiviteleri test boyunca yüksek kalmıştı. Albert ve Laruie sosyal korkunun üstesinden gelip yapılması gerekene odaklanmayı başarabilmişti. 

- Tali Sharot, Başkalarının Aklı 

10 Ekim 2021 Pazar

#Google'la beni

Google, işimizi büyütmek adına (?) gerekli dijital adımları atabilmemiz için mail gönderiyor ara sıra, size de geliyordur; geçenlerde gelen maili açtım ve Google'ın 2020'de dünya çapında en çok aratılan kelimelerini de gördüm. Bazıları hoşuma gitti, paylaşmak istedim.



En çok hoşuma giden "Bugün günlerde ne?" araması oldu. Her açıdan sevimli ve bir o kadar düşündürücü buldum. Kafası karışık insanların hayatı da karışıyor sanki.


Pandemiyle birlikte aynı eve tıkılmak zorunda kalan çocuklar ve yetişkinler arasındaki iletişimsizliği gözler önüne seriyor olabilir mi bu arama? Zira yetişkinlerin evdekilerle, özellikle çocuklarıyla vakit geçirme fukarası olduğunu zaten biliyorum; çocuklar da daha yapıcı davranarak ebeveynlere eşek şakası aramasını bolca yapmışlar. Aferin onlara.


İnsanların herhangi bir şeyi estetize etme çabaları bana her zaman iyi gelir. Minimal düzeyde kendi hayatımda da bazı şeyleri estetize etmeye çalışırım. Neden yazdım bunları? Çünkü Google'da sanal müze en çok aranılan kelimelerden olmuş. Bizim topraklarda müze gezmek pek âdetten değildir, yurt dışında durumun bizdeki gibi olmadığı görülüyor. Şaşırdım ve bu şaşkınlık iyi geldi bana.


Bu aramada takıldığım yer çok belli. Yine sızlanmak gibi olacak ama napim, sızlanayım: İnsanlar kendini değiştirmek yerine dünyayı değiştirmeye çalışıyor olabilir mi? Bu ne boş bir çabadır!


Asla cevabını öğrenemeyeceğimiz soruları Google'a yazmayalım bence sjsj.


Neredeyse her zaman mışıl mışıl uyuyan birisi olarak bu aramaya bir şey diyemem. Etrafımda uykusuzluk çeken çok kişi var bunu biliyorum. Genelde kafaya taktıkları düşünceler, dertler vs. onları uyutmuyormuş. Kendi adıma açık konuşayım: Tüm dertler, şunlar bunlar, hepsi uykum gelene kadar :)


Çağımız bilişim çağı, çağımız yapay zeka çağı... yıllardır söylenegelen şeyleri şimdi daha yeni yeni dert etmeye başlıyoruz kendimize. Python en yaygın programlamaymış duyduğuma göre. 35 yaşına geldim henüz tek satır kod yazmışlığım yoktur. (Bir yerlerde yanlış yapıyorum, ama nerede?)

30 Eylül 2021 Perşembe

Okuduklarım, Ağustos-Eylül 2021

 1) Talat Parman, Psikanalizi Yazmak

Talat Parman, psikanaliz hakkında yazdığı önceki yazılarını biraraya getirmiş. Hem psikanalizin teori ve pratiği hakkında hem de psikanalizin Türkiye'de kurumsallaşmaya başladığı yıllarda alana ışık tutan yazılar kaleme almış.

2) Donald W. Winnicott, Piggle

Küçük Bir Kız Çocuğunun Psikanalizle Tedavisinin Öyküsü'nü anlatan kitap bence özellikle çocuklarla çalışmak isteyen psikanalitik yönelimli alan uzmanlarına hitap ediyor. Winnicott gibi büyük bir terapistin vakayı ele alış biçimi ve pratiğini görmek için bile okunabilir. Özlem Yüksel çevirmiş.


3) Dolores Reyes, Toprakyiyen

Çok sevdim bu romanı. Yazarın anlatımı ve kızların başına gelen olaylara yaklaşımı beni çok etkiledi. Saliha Nilüfer çevirmiş. İyi edebiyat.


4) Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ben Deli miyim?

Uzun süredir okumak istediğim bir kitaptı Ben Deli miyim? Hüseyin Rahmi'nin diğer eserlerinin aksine oldukça uzun olması dikkat çekiyor. Gördüm ki dönemin İstanbul'una, siyasi ortamına, adalet anlayışına ve toplumsal ahlak konularına dair epey açıklama yapılmış. Sevenleri kaçırmasın.


5) Selçuk Altun, Kitap İçin 4

6) Selçuk Altun, Ardıç Ağacının Altında

7) Selçuk Altun, Ayrılık Çeşmesi Sokağı

Selçuk Altun okumayı hep çok sevdim. Kitap İçin derlemesini ilk kez aldım, diğerleri de yeni baskı yaptıkça alırım muhtemelen. Romanları ise yine çok iyiydi, sanki Ayrılık Çeşmesi Sokağı "en olmuş" Selçuk Altun romanı. 

Erkeklerin hayatının kadınını araması gibi ben de hayatımın aforizmasına ulaşmaya çalışıyordum.


8) Evrim Kuran, Onlar Göçtü Buradan

Evrim Kuran'ın yaptığı işleri ve araştırmalarını yakından takip ediyorum. Önceki kitabı Z Kuşağı gibi bu kitabı da kolay okunuyor, bir oturuşta bitirilebiliyor. Konuya neredeyse artık herkesin ilgili olduğunu gördüğüm için okunmasını tavsiye ederim.


9) Fatih Altınöz, Birine Bir Şey Yapmaktan Korkuyorum

10) Fatih Altınöz, Kutsal Aile

Fatih Altınöz'ü yeni keşfettim. 90'lı yıllarda Şizofrengi dergisini çıkarmış. Alana ilgi duyanların internette yayınlanan Şizofrengi sayılarına bakmalarını da mutlaka öneririm. Birine Bir Şey Yapmaktan Korkuyorum kitabında psikiyatrist olan Altınöz, karşılaştığı hastalara dair hikayelerini biraraya getirmiş. Ben severek okudum. Kutsal Aile'deki öyküyü ve anlatımı pek sevmedim açıkçası, beni hiç sarmadı. İktidarsızlar romanını da almıştım, bir ara onu da okuyacağım.


11) Jean Teule, İntihar Dükkanı

Çok övüldüğünden ve isminden dolayı merak etmiştim bu kitabı. Bir de İsmail Yerguz çevirisi olması kitabı bana aldırmıştı. Aslında iyi bir fikir, iyi bir hikaye ancak anlatımı sevmedim. Çok tekrar var olaylar arasında, kısa bir kitap olmasına rağmen yarısından sonra sıkılmaya başladım.


12) Lucia Berlin, Temizlikçi Kadınlar İçin El Kitabı

Hikâye kitabı. Uzun süredir Türkçe baskısını Siren'den bekliyorduk. Siren'den beklediğim çoğu kitap gibi bu kitap için de diyebilirim ki beklediğime değdi! Kitaba adını veren hikayede zaten mahvoldum da diğer hikâyeler de oldukça etkileyici, usul usul akıyor. Aylin Ülçer, çevirilerini takip ettiğim birisi, yine çok iyi iş çıkarmış. Kendinize bir iyilik yapın ve bu kitabı kendinize hediye edin. 


13) Irvin D. Yalom, Divan

Divan'ı aslında 2018'de okumuştum, içerdiği psikoterapi uygulamaları ve etik kurallarla ilgili kısımlarda okumak istediğim parçalar olunca tekrar başladım. “Kayıp ruhların kurtarıcısı” olan Seymour Trotter’ın hayaletiyle tekrar karşılaşmaktan memnunum. Özden Arıkan çevirmiş.


14) Burçin Tetik, Annemin Kaburgası

Nefis öyküler. Nefis bir anlatım. Her öyküde içim sızladı. Burçin Tetik çok güzel iş çıkarmış.

Kardeşimin okul çantasını yerden kaldırırken elini leğen kemiğine götürmesinde duyardım annemin acıyan yerlerinin sesini. Annem değil, yaraları konuşurdu benimle.”