"Ben böyleyim", "ben buyum", "benim gerçeğim", "benim hakikatim" ifadelerini hayatınızda ne kadar kullanıyorsunuz? Birbirinden farklı gibi dursalar da bir noktada aynı ifadeyi dile getiriyorlar: Benim sarsılmaz inançlarım vardır ve bunları kimse değiştiremez!
Yani başka bir ifadeyle şu yorumu yapabiliriz sanırım: Kendi düşüncelerinizi sorgulamıyorsanız, onları sarsılmaz birer inanç olarak görüyorsanız duygusal olgunluk da gösteremiyorsunuz demektir.
"Diyelim ki öyle, ne olacak? Ya ben duygusal olgunlukla ilgilenmiyorsam?" diyenler çıkacaktır. İnsan olma deneyiminin ıskalanmasıdır bu bence. Böyle sarsılmaz inançlar terapiye gittiğiniz halde (gidiyorsanız) hâlâ sarsılmadan duruyorsa belki de terapistinizi değiştirmenin vakti gelmiştir.
"Psikoterapinin amacı,
tüm çekişmeler bir yana, hastamızın vardığı sonuçlar hakkındaki kesinliğini sarsmaktır."
—Mary Jo Peebles, “Psikoterapi Sıkışmış Hissettiğinde”
Gözlemlerime göre; "Benim tecrübelerim," "Benim deneyimim" dendiğinde aslında "Benim gerçeğim" denmesi yaygın hale gelmiş durumda.
Jonathan Shedler şöyle diyor bir yazısında: "Kendi deneyiminize, inancınıza, bakış açınıza, hafızanıza sahip olabilirsiniz. Ancak kendi gerçeğinize sahip olamazsınız. Hakikat tek kişiye ait değildir."
Bu tarz ifadeler sinsi başlangıçlıdır, kimseyi etkilemiyor gibi görünür, ancak, örneğin sosyal medya hesaplarındaki gibi, çöplükler oluşur. Kimsenin kimseyi dinlemediği, yazılanları gerçekten anlamadığı, sadece canı tepki göstermek, küfretmek istediği için yorum yazanları ortaya çıkarmaya başlayan bir tepki zinciri. Yapabileceğimizi bilmediğimiz şeyleri yapabileceğimizi görüyoruz.
Duygusal olgunluk, hayatı algılayışımızı ve çıkarımlarımızı ele alma becerisidir, sorgulamaktır, muhakeme edebilmektir. Deneyimlerimiz üzerine düşünebilmemiz, daha gelişkin bir anlayışa ulaşabilmemiz, çoğu yanlış anlaşılmaların düzeltilebileceği anlamlarına gelir.
"Ben böyleyim" dediğimizde, tecrübelerimiz üzerinde düşünebilme kapasitemiz aşınmaya başlıyor. Algılarımız kapanıyor, bunlar salt gerçeklerimiz olarak birer tortu yığını olarak birikiyor. Nihayetinde temel bir psikolojik prensibi reddediyor: Düşünceler ve duygular dış gerçeklikle eşanlamlı değildir.
Psikolojide düşünce ve duyguların gerçeklik olmadığını fark etme becerisine "zihinselleştirme" adı verilir.
İnsanların "benim gerçeğim"den bahsettiği yerde zihinselleştirme hızla raydan çıkar.
Zihinselleştirme başarısız olduğunda psişik eşdeğerlik moduna geçebiliriz: "Zihnin içerikleri ile dış dünya arasında hiçbir ayrımın çizilmediği, zihinde düşünülenlerin otomatik olarak doğru olduğunun varsayıldığı bir zihin durumu." Bundan daha tehlikeli çok az şey vardır.
İnsanları diğer canlılardan ayıran temel özellik düşünebilmesi değil, düşündüğünü de düşünebilmesidir, malumunuz olduğu üzere.
"Ben böyleyim" vurgusunda bu özelliği görebilen var mı?
